13 Mayıs 2014 Salı

Never,Ever Give Up!! (Asla ve asla vazgeçme!!)

Aslında bu hafta çok daha başka konulardan bahsedecektim ama üye olduğum çok değerli bir gruba gelen bir videoyu seyrettim ve bu video üzerine yazmaya karar verdim. Videodaki konuşmacı Diana Nyad adında şu an 65 yaşında olan birisi.Size kısaca Diana Nyad kimdir, yaptığım araştırmalar sonucu kısa bir özet geçeyim. Diana Nyad 22 Ağustos 1949 doğumlu Amerikalı yazar,gazeteci,konuşmacı ve uzun mesafe yüzücüsü. Birazdan aşağıda da seyredeceğiniz olan videoda da bahsettiği üzere dünyada ilk defa Kuba-Florida arası köpek balığı koruma kafessiz ve hiç durmadan yaklasık 55 saat yüzmesinin bir başarı öyküsü. Ben yaptığı konuşmayı defalarca izledim. İzledikçe kendime çok pay çıkardım. Umarım sizin içinde aynısı olur. Karşınıza ne tür engeller çıkarsa çıksın,eğer gerçekten içinizde bir yerlerden bir şeyi yapma isteği varsa ne olursa olsun vazgeçmeyin. 


Nyad’ın konuşmasından kısaca;
  • Hayallerinize doğru ilerlerken engellerle karşılaşsanız bile, bir yol bulun.
  • Büyük başarılar, aynı hedef için kalbi atan iyi bir ekip çalışmasıyla elde edilebilir.
  • Yerinde oturup eleştiren değil, kan ter içinde arenada tekrar ve tekrar yenilgilere uğrasa da mücadeleye devam edenler kazanır.
  • Her yaşta hayallerinizi kovalayabilirsiniz. Bunun için asla yaşlı değilsiniz.
Eğer videoyu seyredemezsiniz bu linktende orjinaline ulaşabilirsiniz.



“Hayallerinizi başardığınızda elde ettiğiniz kazanç, onları başarırken kime dönüştüğünüzdür.” – Henry David Thoreau


Hayatta bunun gibi çok başarı öyküsü vardır. Bunlardan bir tanesi de neden siz olmayasınız? Hatta küçük bir örnek daha vermek gerekirse ünlü aktör Anthony Hopkins. Aslında müzik eğitimi almış olan Anthony Hopkins başarıyı müzikle değil de oyunculukla yakalamış fakat hala içerisinde bir yerlerde olan tutkusu 50 yıl geçse bile onu bırakmamış 50 yıl sonunda dünyanın en iyi orkestra şefi ve onun ekibi tarafından yazdığı Waltz ‘ın icra edilmesi. İzleyin,dinleyin ve keyiflenin.














2 Mayıs 2014 Cuma

Son 5-4-3-2-1..... Zamanı geldi..

Baktım da 10 gün olmuş yazmayalı.Aslında size anlatacak çok acayip bir hikayem yok ama farkındalık açısından belirtmek istediğim konular var. İnsanın hayatına yaşadığı olaylar,tanıştığı insanlar,arkadaşlar,sevgililer boşuna girmiyor. Bunların hepsi bir işaret diye düşünmeye başladım son zamanlar. Neden mi? Kısaca anlatayım.

İnsan bilinçaltında neyi düşünürse kendisine onu çeker. Ben de bilinçaltımda neleri düşündüğümü uzun zamandan beri tespit etmeye çalışıyorum. Bazıları bunların olumlu fakat baktığımda çocukluğumuzdan gelen dış etkenler sebebi ile olumsuzluklar daha çok.(Tabikide bu benim hayatımda)

Ben çekirdek bir ailede büyüdüm. Annem,babam ve ben. Hayatımda da her zaman bir ağabeyim bir kardeşim olsun diye düşünmüşümdür. Beni her zaman dinleyip benimle tartışacak. Fikirlerini söyleyecek.Bende kardeşime aynı şekilde yardım edeceğim. Vs. vs.

Demek ki ben bunu o kadar çok istemişim ki içimden, şimdi mükemmel bir manevi ağabeyim,bir de dünya güzeli bir kardeşim var. Her zaman görüşüp konuştuğum fikirlerine danıştığım ve fikirlerime danışan.

Aslında bu benim için güzel birşey ve bu ilk örneğim. İkinci örneğime gelince iş konusunda. Çok yakın bir dostum var (kardeş dediğiniz dostlardan). Onunla girişimcilik konusunu uzun zamandan beri dillendirip,konuşuruz. Aklımızdan türlü türlü projeler geçer. Türlü türlü tartışmalarımız olur. Çoğunlukla hep zıt görüşte oluruz ama olsun. Sonuçta beyin fırtınası bu olsa gerek. Biraz önce de kendisiyle telefonda konuştuğumuzda yine aynı şeyler oldu. Bu arada kendisine buradan ulaşabilirsiniz. http://www.osmanayhan.com

Neyse konuşmamızın sonucunda,aslında dünde bir arkadaşımla görüşmem sonucunda anladım ki hayallerime ulaşmaya çok yakınım. Birden fazla proje için çeşitli insanlarla hafta da 10-11 farklı toplantı yapıp projelerimi hayata geçirmeye çalışıyorum. Hepsi farklı projeler ama bunların hepsi bana ayrı ayrı heyecan veriyor.Aslında bir taneside hayata geçmek üzere.

Ben şimdi bunları size neden anlatıyorum biliyor musunuz? Şu yukarıda yazdıklarımın hepsi ile alakalı "Banane kardeşim senin hayatından,senin projelerinden" diyebilirsiniz. Haklısınız ama burada kaçırdığınız bir konu var.

İSTEYİN ama içten İSTEYİN. Emin olun hayat size ZAMANI GELDİĞİ ZAMAN o isteğinizi verecek. Saçma değil mi?Bana da çok saçma geliyordu.İstemekten,düşünmekten,kedinizi geliştirmekten,çalışmaktan vazgeçmeyin. Herkesin dibe vurduğu bir süreç olur. Benimde oldu. Kendimi değersiz hissettiğim,beceriksiz hissettiğim. Ama bu sürede kendinizle konuşun ve aslında neler yapabileceğinizin farkına varın. Biraz düşününce fark ediyorsunuz ki yeterince iyi ve sevilebilir bir adamsınız.(Ben bunun farkında vardım)Ve farkına vardığınızda bütün taşlar o kadar çabuk yerlerine oturuyor ki siz bile buna hayretler içinde kalıyorsunuz.

Birde hayatınızda size negatif enerji veren,sizin enerjinizi saçma sapan çeken insanları hayatınızdan kesinlikle ama kesinlikle çıkarın. Durmasınlar bir köşede. Bırakın işinize hiç yaramasınlar. Emin olun ki bu size daha çok mutluluk verecektir.


Bütün bunları sabırla okuduğunuz için size benden bir hediye. Sözlerine dikkat edin dinlerken. Gerçekten çok iyi..


Bu da London 2012 olimpiyatları için olan kilibi :-))







22 Nisan 2014 Salı

Son Samuraymıyım neyim... :-)

Tam 10 yıl olmuş hem de tam tamına 10 yıl.Bu filmi ilk vizyona gireceği zamanda 3 ay beklemiştim. Amerika'da yanlış hatırlamıyorsam 2003 Aralık başı gibi vizyona girmişti Türkiye'de 2004 şubat başı gibi.
Ne kadar heyecanlanmıştım o zamanlar. Bu film için özel 20 kişilik VIP sinema ayarlamış ve başından sonuna gözümü kırpmadan seyretmiştim. Nasıl seyrettiğimi, kiminle seyrettiğimi ,filmden önce ve sonra neler yaptığımı hala dün gibi hatırlıyorum. Hatta sinemadan sonra defalarca tekrar tekrar seyrettim. Ama şimdi düşündüm de 8 yıl olmuş en son seyretmemden bu yana. Ama her zaman her sahnesi aklımda.
Şimdi diyeceksiniz ki nerden çıktı bu film, bu tekrar tekrar seyretme isteği. Film aslında farklı açılardan bakıldığında bir sürü farklı konudan bahsediyor. İşin içerisinde siyasette var,aşkta var,disiplin de var,insanın kendine olan saygısıda.
Ben filmdeki onur ve gurura dikkat çekmek istiyorum. Bir insan kendinin ya da halkının,ona inananların onur ve gururu için neler yapabilir. İşte ben bu temayı seviyorum.
Yüzbaşı Algren-san tam benim adamım. Her cumlesinde her hareketinde başına ne gelirse gelsin inatçılığıyla,vazgeçmeyişiyle ve inandıklarnı,sevdiklerini korumasıyla tam olarak ben. Filmdeki en çok ama en çok,yıllardır aklımdan çıkmayan repikte şu;Yüzbaşı Algren Katsumoto'nun yanına gider ve sinirli bir şekilde sorgulamaya başlar Katsumotoyu. Birkaç konuşma sonunda işte mükemmel bir soru ve mükemmel bir cevap gelir.

-Yüzbaşı Algren : What do you want from me?
-Katsumato : What do you want for yourself..





Bu film ile ilgili yazacağım çok şey var aslında ama geri kalanlar içimde kalsın ve bu da benim sürecim olsun. Aklıma geldikçe yaşayayım ve ders çıkarayım. Hayatta gururunuz ve onurunuzundan ne olursa olsun yoksun kalmayın. ZAten biz bunun için yaşamıyor muyuz? Kendi örf ve adetlerimizde bu yok mu? Kendi atalarımızda bu yok mu? Bir düşünün bakalım..

Bu gecelik benden bu kadar.Şimdi ben yatar,sizde belki dakikalar,belki aylar,belkiyıllar sonra bu yazıyı okuyor olursunuz.

Bu arada fragmanlara dikkat.. Ozellikle birincisindeki mesajlara..Birde film müziklerine tabi. Seyretmediyseniz seyredin,eğer seyrettiyseniz bir kez daha seyredin. Hatta beni de çağırın beraber seyredelim..



16 Nisan 2014 Çarşamba

Beyaz Kapı - Siyah Kapı - Acaba Hangi Kapı??

Geçenlerde bir arkadaş sohbetinde ufak bir test yaptı çok bilmiş bir arkadaşımınz. Test aslında ilk başta basit gibi görünsede aslında insanın bilinç altında neler yattığını gösteren bir test olduğunu da belirtti. Ona da yurtdışında bir arkadaşı yapmış.Ben şimdi kısaca size bu testi anlatacağım ve bana yapılan yorumu. Tam anlamıyla ilk bakışta beni tam anlatmasada acaba mı diye düşündürüyor insanı .. :-)
Gelelim testimize...

Şimdi gözlerimizi kapatıyoruz ve önümüzde beyaz bir kapı olduğunu düşlüyoruz. Beyaz kapının nasıl olduğunu,üzerinde nasıl desenler olduğunu ya da olmadığını,kapı kolunun nasıl olduğunu,kapının kapalı mı yoksa aralıklı mı olduğunu düşünüyoruz. Sonra hayal ettiğimiz bu kapıdan içeri giriyoruz. Açılan bu kapıda karşımızda nelerin olduğunu ,insanların olup olmadığını ve eğer insanlar varsa neler yaptığını anlatıyoruz. Oda da neler var ya da oda değil de bahçe mi ya da başka birşey. Düşüncemizde gördüğümüz herşeyi tasvir ediyoruz.




Tamamdır beyaz kapıyla işimiz şu an itibari ile bitmiştir. Şimdi karşımızda duran siyah kapı için aynısını yapıyoruz. Herşeyi düşleyip tasvir ediyoruz.

Benim düşlediğim kapılara gelince;
Beyaz kapıyı düşlerken ben sade ve yuvarlak kapı kolu olan bir beyaz kapı düşlemiştim. Kapı kapalıydı.Daha sonra kapı açıldığında ilk başta bir çalışma masası,karşısında yatak,çalışma masasının yanında bir kütüphane ve odaya girdiğimde de ilk yatağa uzanıp rahatladığımı hissetmiştim.

Siyah kapı düşlemem daha da enteresandı. Yine sade ve normal bir kapı kolu olan bir siyah kapı düşledim ve siyah kapı hafif aralıktı.
İçeriye girildiğinde kocaman bir kütüphane,yine bir masa vardı. İnsanlar burada sessiz bir şekilde kitap okuyorlardı. Bende elimde bir viski bardağıyla kitaplara göz atıyordum. Düşlerken bana da çok enteresan gelmişti.

Şimdi düşündüm de yapılan yorumların hepsini burada yazmasamda sonuç olarak ölümden korkmadığım ve öldükten sonrada diğer tarafta mesaimin devam edeceğiydi.


Bu kapıların sadece siyahı ve beyazı yokmuş,Mavi,yeşil,kırmızı vb. lerinide düşlüyormuşsun ama kendisi bu konuda uzman olmadığından bizi 2 kapıyla idare etti.

Bugünlük bu kadar yeter. Yakında bir kötü kadın hikayesi geliyor. Çok eğleneceksiniz...

11 Nisan 2014 Cuma

Havadandır havadan...

Bugunlerde havadan mı bilmem ama gergin bir bekleyiş var üstümde. Neden olduğunu bilmediğim. Bu sabah yatağımdan kalktığımda uzun zamandan beri dinlemediğim bir şarkı düştü dilime. Yeni Türkü - Sezenler Olmuş.




Gün içerisindeki mevcut toplantılarımm ve işlerim bittikten sonra yeniden dinlemek istedim şarkıyı. Meğer çok severmişim tekrar tekrar farkına vardım.
Ama daha önemlisi bir anda bir önerilen şarkı daha çıktı karşıma.
Bugünün moduna uygun olduğu için sizinle paylaşmak istedim. Ve Karşınızda....



Merhaba Hakan Ben

İlk kez tanışıyorsam biriyle her zaman bu cümleyi kurarım."Merhaba Hakan Ben". Düzgün değil."Merhaba Ben Hakan" da diyebilirdim ama ben diğerini söylemeyi daha çok seviyorum.  Neyse ben bu konuya girmeyeceğim tabikide şimdi.



Bundan önce en az 6 tane farklı farklı blogum oldu.Sinema,spor,bilişim vs. vs. Hepsini belirli bir noktaya getirdikten sonra ilgisizlikten bıraktım. Devamlı takip etmem devamlı güncel tutmam gerekiyordu.

Uzun zamandan beri de sadece canımın istediği şeyleri yazacağım bir blog fikrim vardı. Ama bu blogta bazen kendi hayatımdan bazen de kendi hayallerimden bahsedeceğim. Öyle çok teknik bir konu olmayacak. Belki biraz hikayeler olacak yaşadıklarımdan, belki  hayallerimden belki de ülkemizin gündemdeki konularından. Kaynağım insan olacak sadece insan ve yazdıklarım sadece beni bağlayacak başkalarını değil.

Şimdi yavaş yavaş başlıyorum yazmaya. Hoşunuza giderse ya da gitmezse yorumlarınızı her zaman beklemekteyim. Bu şekilde hem kendi gelişimimde hem de etrafımdakilerin gelişmesinde bir parça rol almış olursunuz. Belki beni tanıyorsunuz belki de hiç görmediniz ve görmeyeceksiniz hayatınızda. Eğer yazılarımda ortak bir noktada buluşabilirsek ne mutlu bana.

Haydi bakalım o zaman başlayalım...